Serveti Fünun dönemi Edebiyatı nedir?
13 Eylül 2008 13
:38 | Spinoza
| 0
fav | 0
yorum
| etiket:
edebiyatçılar
,
serveti fünun edebiyatı nedir
,
serveti fünun edebiyatına mensup sanatçılar
,
türk edebiyatı
Çevresinde
toplanan yeni bir neslin, ortak inançlar, fikirler ve benzeşir bir
üslüp halinde meydana getirdikleri edebiyat çığırına verilen addır. Bu
edebiyatı kuran kişiler, iki önemli etki altında yetişirler : I.
Tanzimat’ın son kuşağı olan Recaizade Ekrem ile Abdülhak Hamit etkisi.
Bu etki, onları bir yandan orta dönem edebiyatından uzaklaştırıyor ve
Batı edebiyatına daha fazla yaklaştırıyordu. Öte yandan, halk ile
gittikce arayı açan ferdi, ağdalı ve aristokrat bir şair ve nesir
anlayışına sürüklüyordu. II. Batı edebiyatının etkisi...
Servetifünun’cular, daha küçük yaştan, düzenli okullarda, Fransızcayı
bütün inceliğiyle öğrenmiş bulundukları için, bu edebiyatı, yakından ve
çok iyi tanıdılar. Sonunda, Türk halkını ve Türk sanat geleneğini
bırakarak, oraya bağlandılar. Bu bağlanış, onların fikirleri, sanat
anlayışları kadar üslüplarına da tesir etti. İnce sanat ve güzellik
peşine düştüler. Kendilerine çağdaş olan Parnasçılık, Realizm ve
Sembolizm akımlarına da kapılarak yepyeni bir şiir ve nesir dili
kurdular. Servetifünuncu’ lar bir çok sosyal ve edebi etkilerle
Tanzimatçılar’ ın yürütmek istedikleri halka doğru ilkesini ve dilde
sadeleşme akımını terk etmişlerdir. Tıpkı Divan Edebiyatcıları gibi
bunlarda halkı seckinler ve halk diye iki zümreye bölmüş ve sanattan
ancak seckinlerin anlayacağını düşünmüşlerdir. Halk dedikleri
kalabalığa pek iyi bir gözle bakmazlar. Sözgelişi, Cenap Şahabettin’ e
göre : “Seçkinler beğendikce alkışlar. Halk alkışladıkça beğenir. Halk
her devirde ve diyarda ateşle ziyanı birbirine karıştırmıştır;
kendisini her yakanı güneş sanır.” Bu görüşle halkın anlamasına hiç de
lüzum olmayan, süslü ve sanatlı yazılar yazmışlardır. “ Madem ki
aydınlar ve seçkinler için yazıyoruz, o halde sade ve açık söyleyişler
gereksizdir. Nasıl olsa yazdıklarımız anlatacaktır.” Gibi garip bir
düşünüş Servetifünun üslubunun temel taşı olmuştur. Recaizade Ekrem’ in
Talim i Edebiyatındaki uslüp görüşü, benimsenmiş, Apdulhak Hamit’ in
“müzeyyen” üslubu çok beğenilmiştir. Mithat Efende’ nin “adi” üslubu
ise açık ve sade olduğundan küçümsenmiştir. Servetifünun’ cular, Fransa
edebiyatında çok özendikleri yeni akımların (Parnasçılık, Sembolizm,
Realizm) “ Sanat için sanat” anlayışı güden inceliği ulaşmak istediler.
Türk nesrini hem sözlük hem de kavramlar bakımından zengin etmeye
çalıştılar. Bunu sağlamak için o zamana kadar işlenmiş saydıkları
türkçeyi yetersiz buldular. Osmanlıca’ nın üç lisana dayanan bol kelime
hazinesinden faydalandılar. Fransızca’da gördükleri yeni kavram, hayal
buluş ve mecazları şiir ve nesirlerine aktarmak isterken, asla öz
türkçeden veya halk dilinden karşılık aramadılar. Fars ve Arap
kelimelerin, o güne kadar hiç duyulmamış olanlarını kullandılar. Farsça
vasf-ı terkibiler zincirleme isim ve sıfat takımları ile sözlü yeni bir
nesir (ve nazım) üslubu kurdular. Fransız sentaksının etkisi ile,
türkçe söz diziminde önemli gelişmeler yaptılar. Hatta Fransız cümle
yapısını bütünüyle türkçeye uygulayan bir anlatım yolu tuttular. Bu
öyle bir değişiklikti ki, dilimiz, sadeleştiği ve özleştiği halde,
bugün bile, etkisinden sıyrılmış değiliz. Yani Servetifünuncuların
getirdiği bu söz dizimi şekli sürüp gitmektedir. onlArın müsbet
yeniliği ancak bu noktada aranmalıdır. Türkçeye, her kavramı anlatmaya
elverişli bir dizim bolluğu sağlamışlardır. Osmanlıca’ ya çok önem
veren Servetifünun’ cuların, türkçede karşılığı bulunan yabancı
kelimelerin atılmasına izin vermemişlerdir. Konuşan dil ile edebi eser
yazmayı da yüksek sanata aykırı buluyorlardı. Halit Ziya, “konuşma
dili” denince İstanbul’ da söylenen dilin akla geleceğini belirtiyordu.
Bütün bunlar, o zaman kendilerine hücum eden, halk türkçelerine bir
sataşma idi, fakat zaman, Servetifünun’ cuları haksız, ötekileri haklı
çıkardı. O zaman o kadar ki Halit Ziya Uşaklığil bu sözlerinden kırk
yıl sonra Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu gibi büyük romanlarını
sadeleştirmek zorunu duydu. Hatta Kırk Yıl adlı hatıralar kitabında
Servetifünun’ daki süs ve özenti hastalığına acı acı takılmatan bile
geri durmadı. Ortak kavramlara bağlı olsalar bile bunlardan mesela
Hüseyin Cahit, oldukça sade yazmıştır. Süleyman Nazif, daha çok , Namık
Kemal üslubu’nu izlemiştir. Ahmet Hikmet Müftüoğlu ise son yazılarında
özleştirme taraflısıdır. Fakat Servetifünun dediğimiz edebi akımın,
nesirdeki baş ustası Halit Ziya Uşaklıgil’ dir. Cenap Şahabettin, ona
yakın bir anlayışa sahiptir. Mehmet Rauf ise Halit Ziya’yı adım adım
izlemiştir. Bu yüzden Halit Ziya nesrinin özelliklerini genişleterek
bütün arkadaşlarına yaymak mümkündür
Dönemin Sanatçıları
Tevfik Fikret (1867-1915): Recaizade ve Hamit’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir. Servet-i Fünun’un şiirdeki en önemli temsilcisidir. Ilk şiirlerinde ferdî konulari (aşk, acima, hayal kirikligi...) işler topluluktan ayri yazdigi şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayişla yazdigi şiirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlik, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konuları işler. Sanatının bu ikinci döneminde dinlere de cephe alır, kutsal olan her şeye karşı çıkar, hatta İstanbul'a dahi küfreder (Sis).
Fikret, aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe kullanmıştır. İlk dönemde dili oldukça ağırdır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır. Ahenge büyük önem verir. Şiirlerinde şekil bakımından parnasizmin etkisi görülür. “Şermin”, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir.
Eserleri: Rübab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru
Cenap Şahabettin (1870-1934): Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir. Asil meslegi doktorluktur. Ihtisas için gittigi Fransa’da tıptan çok şiirle ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir. Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanır.
Dili oldukça ağırdır. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanır. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar. Serbest müstezadı çok kullanmıştır. Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır. Aşk ve tabiat değişmez konularıdır. Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır. Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.
Düz yazıları da vardır: Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır.
Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir.
Diğer nesirleri:
Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945): Servet-i Fünun’un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçısıdır. Süslü, sanatlı ve ağır bir dili ve üslûbu vardır. Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır. Realizmden etkilenmiştir. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçısının temsilcisidir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve ruh tahlillerine önem verir.
Hikâyelerinde Anadolu hayatına ve köy ve kasaba yaşayışına, romanlarında yalnız İstanbul'a yer verir. Anı ve mensur şiir türünde eserleri de vardır.
Romanları: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile...
Hikâyeleri: İzmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadın Pençesi, Onu Beklerken, Aşka Dair...
Hatıraları: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye
Mehmet Rauf (1875-1931): Servet-i Fünun romanının ikinci önemli ismidir. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır. Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir. Sosyal hayata pek yer vermemiştir. Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır. Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir. Dili sadedir.
En önemli eseri Eylül’dür. Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak aşktır. Şahıs sayısı azdır. Psikolojik tahliller başarılıdır.
Romanları: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Define, Son Yıldız, Kan Damlası.
Hikâyeleri: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Hanımlar Arasında, Menekşe. “Siyah İnciler” ise mensur şiirlerinden oluşur.
Dönemin Sanatçıları
Tevfik Fikret (1867-1915): Recaizade ve Hamit’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir. Servet-i Fünun’un şiirdeki en önemli temsilcisidir. Ilk şiirlerinde ferdî konulari (aşk, acima, hayal kirikligi...) işler topluluktan ayri yazdigi şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayişla yazdigi şiirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlik, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konuları işler. Sanatının bu ikinci döneminde dinlere de cephe alır, kutsal olan her şeye karşı çıkar, hatta İstanbul'a dahi küfreder (Sis).
Fikret, aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe kullanmıştır. İlk dönemde dili oldukça ağırdır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır. Ahenge büyük önem verir. Şiirlerinde şekil bakımından parnasizmin etkisi görülür. “Şermin”, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir.
Eserleri: Rübab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru
Cenap Şahabettin (1870-1934): Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir. Asil meslegi doktorluktur. Ihtisas için gittigi Fransa’da tıptan çok şiirle ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir. Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanır.
Dili oldukça ağırdır. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanır. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar. Serbest müstezadı çok kullanmıştır. Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır. Aşk ve tabiat değişmez konularıdır. Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır. Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.
Düz yazıları da vardır: Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır.
Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir.
Diğer nesirleri:
Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945): Servet-i Fünun’un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçısıdır. Süslü, sanatlı ve ağır bir dili ve üslûbu vardır. Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır. Realizmden etkilenmiştir. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçısının temsilcisidir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve ruh tahlillerine önem verir.
Hikâyelerinde Anadolu hayatına ve köy ve kasaba yaşayışına, romanlarında yalnız İstanbul'a yer verir. Anı ve mensur şiir türünde eserleri de vardır.
Romanları: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile...
Hikâyeleri: İzmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadın Pençesi, Onu Beklerken, Aşka Dair...
Hatıraları: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye
Mehmet Rauf (1875-1931): Servet-i Fünun romanının ikinci önemli ismidir. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır. Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir. Sosyal hayata pek yer vermemiştir. Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır. Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir. Dili sadedir.
En önemli eseri Eylül’dür. Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak aşktır. Şahıs sayısı azdır. Psikolojik tahliller başarılıdır.
Romanları: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Define, Son Yıldız, Kan Damlası.
Hikâyeleri: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Hanımlar Arasında, Menekşe. “Siyah İnciler” ise mensur şiirlerinden oluşur.
